Eskiden bir gün kaç saatti ?

Defne

New member
ESKİDEN BİR GÜN KAÇ SAATTİ? ZAMANIN PEŞİNDE BAŞLAYAN TUHAF BİR YOLCULUK

Arkadaşlar, geçenlerde eski bir sandığın içinden dedemin yıllar önce tuttuğu bir defter çıktı. Sayfaları sararmış, kenarları yıpranmıştı. Bazı satırları mürekkeple yazılmış, bazılarıysa sanki aceleyle karalanmıştı. Defterin ortalarında beni durup düşündüren bir cümleyle karşılaştım:

"Eskiden günler daha uzundu. İnsanlar bir güne daha çok hayat sığdırırdı."

İlk okuduğumda bunun yaşlıların sıkça söylediği, geçmişi biraz daha güzel hatırlama alışkanlığından kaynaklandığını düşündüm. Hani büyüklerimiz, "Bizim zamanımızda insanlar birbirini tanırdı, akşamlar bitmezdi, hayat daha sakindi." derler ya, onun gibi bir şeydi herhâlde.

Ama sonra aklıma başka bir soru takıldı: Acaba eskiden gerçekten bir gün 24 saatten daha mı uzundu? İnsanlık tarihi boyunca günün uzunluğu değişti mi? Yoksa değişen yalnızca bizim zamanla kurduğumuz ilişki miydi?

Bu sorunun peşine düşmeye karar verdim. İşin içine tarih, astronomi, eski uygarlıklar ve insan hikâyeleri karışınca ortaya oldukça ilginç bir yolculuk çıktı. Üstelik bu yolculukta, zamanın yalnızca saatlerle ölçülen bir şey olmadığını da fark ettim.

Gelgelelim, hikâyenin en ilginç kısmı henüz başlamamıştı.

1. BÖLÜM: ESKİ BİR KÖYDE BAŞLAYAN TARTIŞMA

Hikâyemizdeki köyün adı Gökdere olsun. Dağların arasında kurulmuş, küçük bir nehri ve meydanında asırlık bir çınarı bulunan bu köyde insanlar hayatlarını güneşin doğuşuna ve batışına göre düzenlerdi.

Köyün gençlerinden Murat, tamir işlerinden anlayan, hesap yapmayı seven ve karşılaştığı sorunlara pratik çözümler arayan biriydi. Ona göre bir işin doğrusu, ölçülebilen ve denenebilen sonuçlarla ortaya çıkardı.

Elif ise köydeki insanların hikâyelerini dinlemeyi seven, anlaşmazlıkları çözmek için önce tarafların ne hissettiğini anlamaya çalışan biriydi. İnsanların yalnızca ne söylediğine değil, neden öyle söylediğine de dikkat ederdi.

Bir akşam köy meydanında yaşlı saat ustası Hasan Dede'nin anlattıklarını dinliyorlardı.

Hasan Dede, elindeki eski cep saatini göstererek konuştu:

"Eskiden bir gün daha uzundu çocuklar. İnsanlar sabah işe gider, tarlayı sürer, akşam yemeğini yer, komşusuna uğrar, bir de uzun uzun sohbet ederdi. Şimdiyse herkesin işi başından aşkın!"

Murat hemen araya girdi.

"Hasan Dede, bu söylediğiniz gerçekten astronomik bir değişim mi, yoksa insanların geçmişi hatırlama biçimi mi? Çünkü Dünya'nın dönüş süresini ölçebiliriz. Elimizde ölçüm varsa karşılaştırma da yapabiliriz."

Elif gülümsedi.

"Belki de ikiniz de haklısınız. Murat, günün fiziksel uzunluğunu merak ediyor. Hasan Dede ise bir günün içine kaç şey sığdırabildiğini anlatıyor. Aynı kelimeyi kullanıyorsunuz ama farklı şeylerden söz ediyorsunuz."

Bu sözler üzerine meydanda kısa bir sessizlik oldu.

İşte hikâyenin asıl sorusu da tam burada ortaya çıktı:

Eskiden bir gün gerçekten daha mı uzundu, yoksa insanlar zamanı başka türlü mü yaşıyordu?

2. BÖLÜM: DÜNYA'NIN DÖNÜŞÜ VE BİLİMİN VERDİĞİ CEVAP

Ertesi sabah Murat, Hasan Dede'nin dükkânına giderek eski saatleri, gök haritalarını ve astronomi kitaplarını incelemeye başladı.

Bir süre sonra elinde notlarla meydana döndü.

"Şimdi meseleye biraz daha yakından bakalım," dedi. "Bugün kullandığımız 24 saatlik gün, Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki dönüşüyle ilişkilidir. Fakat Dünya'nın dönüşü milyonlarca, hatta milyarlarca yıl boyunca tamamen sabit kalmadı."

Elif merakla sordu:

"Peki, çok eski zamanlarda bir gün kaç saatti?"

Murat, yere bir çubukla çizdiği daireyi göstererek anlatmaya başladı.

Dünya, oluşumunun ilk dönemlerinde bugünkünden çok daha hızlı dönüyordu. Ay'ın Dünya üzerinde oluşturduğu gelgit etkileri, Dünya'nın dönüş enerjisinin bir bölümünün dağılmasına neden oluyor ve uzun vadede dönüş hızını azaltıyordu. Güneş'in gelgit etkileri ve Dünya'nın iç yapısındaki değişimler de bu süreçte rol oynuyordu.

Bu nedenle jeolojik geçmişte bir gün, bugünkü 24 saatten daha kısaydı.

Yaklaşık 4,5 milyar yıl önce Dünya'nın ilk dönemlerinde günün uzunluğu için kesin bir sayı vermek zordur. Çünkü gezegenin oluşumu sırasında yaşanan dev çarpışmalar, Ay'ın oluşumu ve sonrasındaki dinamikler hakkında hâlâ araştırmalar sürmektedir.

Bununla birlikte, bilimsel modeller erken Dünya'da günün bugünkünden çok daha kısa olduğunu gösteriyor.

Daha somut bir örnek ararsak yaklaşık 1,4 milyar yıl önce bir günün 18 saat civarında olabileceğine ilişkin bilimsel çalışmalar bulunuyor. Bu, o dönemde Dünya'nın yaklaşık olarak bugünkünden daha hızlı döndüğü anlamına geliyor.

Peki, bundan milyonlarca yıl öncesine değil de dinozorların yaşadığı döneme gidersek?

Yaklaşık 70 milyon yıl önce, Geç Kretase Dönemi'nde bir günün 24 saatten kısa, kabaca 23,5 saat civarında olduğu düşünülüyor. Bu tür tahminler, eski deniz canlılarının kabuklarındaki büyüme çizgileri ve jeolojik kayıtlar gibi verilerle destekleniyor.

Elif şaşkınlıkla başını salladı.

"Yani Dünya geçmişte daha hızlı dönüyordu. O hâlde gerçekten de eskiden bir gün daha kısaymış!"

Murat hemen düzeltti:

"Evet, ama burada önemli bir ayrıntı var. 'Eskiden' derken hangi dönemi kastettiğimize dikkat etmeliyiz. Birkaç yüzyıl önceyle yüz milyonlarca yıl önce aynı şey değil."

Bu ayrıntı çok önemliydi. Çünkü günlük konuşmada geçmişi tek bir dönem gibi ele alıyoruz. Oysa insanlığın tarihi ile Dünya'nın jeolojik tarihi arasında devasa bir zaman farkı bulunuyor.

İnsan uygarlıkları açısından birkaç bin yıl öncesine gittiğimizde günün uzunluğu, bugünkü 24 saatlik günle karşılaştırıldığında son derece yakındır. Milyonlarca yıl öncesine gittiğimizdeyse fark belirginleşir.

Kısacası, dinozorların dönemindeki bir gün ile atalarımızın birkaç bin yıl önce yaşadığı bir gün aynı uzunlukta değildi.

KÜÇÜK BİLGİ NOTU:

- Yaklaşık 1,4 milyar yıl önce: Bir günün 18 saat civarında olabileceği düşünülüyor.

- Yaklaşık 70 milyon yıl önce: Günün 23,5 saat civarında olduğu tahmin ediliyor.

- Günümüzde: Ortalama güneş günü 24 saat olarak kullanılıyor.

Buradaki eski dönem değerleri yaklaşık bilimsel tahminlerdir; kesin ve her dönem için değişmez ölçüler olarak değerlendirilmemelidir.

3. BÖLÜM: ELİF'İN SORUSU - PEKİ, NEDEN BİZE ESKİDEN GÜNLER DAHA UZUN GELİYOR?

Murat'ın anlattıkları köylülerin ilgisini çekmişti. Ancak Elif'in aklında hâlâ başka bir soru vardı.

"Bilim bize Dünya'nın geçmişte daha hızlı döndüğünü söylüyor. Ama dedelerimiz neden kendi çocukluklarında günlerin daha uzun olduğunu düşünüyor? Sonuçta yüz yıl önce de bir gün yaklaşık 24 saatti."

Bu kez Murat hemen cevap vermedi.

Çünkü Elif'in sorusu, saatlerle ölçülebilen fiziksel zamandan çok daha karmaşıktı.

İnsanların zaman algısı; yaş, dikkat, duygusal durum, günlük alışkanlıklar ve içinde bulunulan koşullarla değişebilir. Çocukken yaşanan bir yaz tatilinin bitmek bilmemesi, yetişkinlikte aynı sürenin göz açıp kapayıncaya kadar geçmesi buna örnek gösterilebilir.

Çocuklukta karşılaşılan birçok deneyim yenidir. Yeni bir sokak, ilk kez görülen bir deniz, okulun ilk günü, arkadaşlarla yapılan bir yolculuk... Beyin bu deneyimlerin ayrıntılarını öğrenir ve kaydeder.

Yetişkinlikteyse günler birbirine benzeyen rutinlerle dolduğunda, geriye dönüp baktığımızda zaman daha hızlı geçmiş gibi hissedebiliriz.

Elif bunu şöyle açıkladı:

"Belki Hasan Dede'nin çocukluğunda bir gün gerçekten daha uzun değildi. Ama o günün içinde daha çok ilk vardı. İlk kez tuttuğu balık, ilk kez bindiği at, ilk kez gördüğü kar... İnsan bazen geçen zamanı değil, yaşadığı anıların yoğunluğunu hatırlıyor."

Murat başını salladı.

"Bu durumda sorun saatte değil, hafızada olabilir."

Elif gülümsedi.

"Yalnızca hafızada da değil. İnsanların yaşam biçiminde de."

İşte hikâyenin toplumsal yönü burada belirginleşmeye başladı.

Bugün birçok insan aynı gün içinde işe yetişmeye, mesajlara cevap vermeye, trafikle uğraşmaya, faturalarını ödemeye, ailesiyle ilgilenmeye ve kendine zaman ayırmaya çalışıyor.

Teknoloji işlerimizi hızlandırabiliyor. Fakat hızlanan her iş, bize otomatik olarak daha fazla boş zaman kazandırmıyor. Bazen tasarruf ettiğimiz birkaç dakikayı yeni bir işle dolduruyoruz.

Bir zamanlar haberin köyden köye ulaşması günler sürebilirdi. Bugün dünyanın öbür ucundaki birinden saniyeler içinde mesaj alabiliyoruz. Ancak bu hız, insan ilişkilerinin de aynı ölçüde derinleştiği anlamına gelmiyor.

Sizce de asıl mesele biraz burada değil mi?